Çarşamba, Ağustos 4, 2021
Ana Sayfa Sanat Cemiyetsel Yaşamla Sinema Arasındaki İlişki

Cemiyetsel Yaşamla Sinema Arasındaki İlişki

Cemiyetsel Yaşamla Sinema Arasındaki İlişki

Sinema, görüntülerin veya çizilmiş desenlerin ışıkla bir perdeye düşürülerek hareketli görüntüler elde edilmesi esasına direnen sanat dalıdır.
Yedinci sanat olarak öğrenilen sinemanın fotoğrafı anlamda sanat kalitesini kâinatsal ebatlarda kazanabilmesi 1940’lı ve 1950’li seneleri bulmuştur. Bu senelerden sonra pek çok ülkede sinema üniversitelere girmiş, sinema hakkında devamlı şenlikler tertip edilir olmuş ve kitaplar, mecmualar basılmaya başlanmıştır. Adanır’a göre sinema 1950’li senelerden evvel bir cümbüş vasıtayı, bir şovdur.

 

Suskun sinema yarıyılından beri sahip olduğu estetik seviye bu senelerden sonra aşamasal geçerliliğe sahip olmuştur.

Bu senelerden itibaren sinema yine keşfedilmeye başlanmıştır. Günümüzde hiç kimse sinemanın sanat olmadığını ileri süremez. Öyle olduğu için rejisör de bir sanatçıdır. Sinema Batı’da ortaya çıkmış evvel çıraklık sonra kalfalık daha sonra da ustalık ve son olarak sanatkarlık yarıyılı yaşamaktadır. Sinema, Türkiye’ye girdiğinde henüz kalfalık yarıyılındaydı1915-1920/1925. Batı da buluş edilmiş olmasına rağmen sinemayı bulanlar başlangıçta sinemanın bir anlatım vasıtayı olabileceğini hiçbir biçimde düşünmemişlerdir. Buradan da anlaşılacağı gibi sinemanın bir cemiyetsel ve kültürel anlatım vasıtayı olduğu anlamı çıkarılabilir.

Toplumsal Hayatla Sinema Arasındaki İlişkiCemiyetsel Hayatla Sinema Arasındaki İlişki

Sanat cemiyetin bir mahsuldür. İçinde yaşanılan cemiyetin yargı kıymetleri, düşünce yapısını yansıtır ve bu yapının büyüyebilmesi için teklifler sunmaktadır. Sinema cemiyetsel asıllığı sonraki kuşaklara taşıyabilen görsel ve işitsel öğelerle zengin olan hatta bu sayede anı birebir yaşanmışlık hissi uyandırır. Bu sebeple sinema aslı olduğu gibi yansıttığı sürece tarihe doküman olabilecek cemiyetsel araştırmalara da kaynak olabilecek bir yapıya sahiptir. Bu sebeple sinema öteki sanat dallarında olduğu gibi cemiyetle güçlü bir bağı olan ve cemiyete ayna yakalayan bir sanattır. Kısacası sinema içinden çıktığı cemiyetin bir yansımasıdır.

Sanatçı cemiyet içinde yer edinmiş ve natürel olarak da cemiyetsel yapının tozunu yutmuş bir ferttir. Birey sosyal kimliğini cemiyetsel yapı sayesinde edinir ve böylece cemiyetsel bir varlık haline kazanç. Bedelden bağımsız olarak sanat yapmak olası olmayacağı için sinemada da cemiyetsel izler kollanmaktadır.

Sinema ve cemiyet arasında öteki sanat dallarında da olduğu gibi eforlu bir bağ vardır. Zira sinema da bir cemiyet içinde doğmuş ve natürel olarak cemiyetsel yapıdan etkilenmiş ve o yapıyı da etkilemiştir. Belli bir yarıyılın içinde var olup da, o yarıyılın genel koşullarından etkilenmemiş rastgele bir müessese ya da kuruluş yoktur.
Sanat ve sanat yapıtları kendilerini bütün anlamıyla cemiyetsel dünyadan soyutlayamazlar bu sebeple sanat ve sanatçının cemiyetsel dünyası arasında kopmaz bir ilişki vardır. Sanatçı yarattığı sanatında cemiyeti, cemiyetsel yapıyı dile getirir. Sanat ve cemiyet arasında karşılıklı bir etkileşim mevzubahisidir. Sanat cemiyet üzerinde pozitif tesir yaratacağı gibi negatif tesir de yaratabilir bu sebeple sanatçı cemiyeti ve cemiyetin yapısını iyi tanımalı ve iyi öğrenmelidir. Kısaca Cemiyet ve cemiyetsel ilişkileri bağlamında baktığımızda sinemanın, hiçbir zaman kültürden, bedel yargılarından, cemiyetsel ideolojiden ve siyasi meyillerden uzak olmadığı görülür.

Zati Boztepe’nin de dediği gibi sanatın esas işlevi, içinde yaşanılan cemiyetin yargı kıymetleri ve anlayışını, yaptığı tespit etmelerle tenkit etmek ve bir anlamda cemiyetsel anlayışın büyüyebilmesi için teklifler sunmaktır.

Böyle bir sanat kavrayışı, natürel olarak, insanlığın büyümesini, olgunlaşmasını tutku eden bir kavrayıştır. Ancak, hakim ideoloji yanlısı, yakalayıcı bir sanat kavrayışı da vardır. Bu kavrayış, var olan hakim ideolojiye ait dünya görüsü, anlayış ve yargı bedellerinin değişmemesi için büyüme yanlısı sanat gibi estetik kıymetlerden faydalanmakta ve sunduğu düşünceyi dönüştürerek ya da kendine göre hoşlaştırıp, şekillendirerek izleyiciye empoze etmektedir.
Netice olarak sanat, cemiyet yaşamında her zaman var olmuştur ve cemiyetin bir mahsulüdür. Cemiyet içinde doğar, cemiyetin anlayışını, bedel yargılarını yansıtır ve bunlara ayna meblağ. Sinema görsel ve işitsel güzergahıyla cemiyetsel yapıyı daha kalıcı ve zekada canlandırması daha basit bir hale getirir. Bu sebeple sinema sanatının cemiyet ve izleyici üzerinde büyük bir tesiri vardır. Cemiyetsel aslı olduğu gibi yansıtmada da ehemmiyeti oldukça büyüktür. Sinema ait olduğu cemiyetten, kültürden, ekonomiden ve ulustan beslenen bir sanat dalı olduğu için ister istemez bir cemiyetin geçirmiş olduğu ekonomik ve sosyolojik büyümelerde kendine yer edinecektir.

Kaynakça:
Adanýr, Oðuz. 2012. Sinemada Anlam ve Anlatım. İstanbul: Say Yayınları.
Boztepe, Veli. 2007. 1960 ve 1980 Askeri Darbelerinin Türk Siyasal Sinemasına Tesirleri. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007.

Yazar: Ela Öztürk

En güncel doğru bilgiler dogrubilgi.net farkıyla sunulmuştur.

Son Dakika Haberleri için tıklayın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments